hayatı
<<GERİ
ATATÜRK'ÜN HAYATI
İLERİ>>
1-2-3-4-5-6-7-8

13 Ağustos’ta başlayan Sakarya muharebesi "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terkolunamaz..." emri ile 22 gün ve gece devam eden muharebeler sonunda Sakarya Zaferi gerçekleşti. 19 Eylül 1921’de TBMM 153 sayılı Kanunla "Gazi" unvanı ve "Müşir" (Mareşal) rütbesi verdi. Bu zaferi 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan ve güney sınırlarımızı güvenceye alan "Ankara Andlaşması" izledi. Daha önce 2 Aralık 1922’deki "Gümrü" ve 16 Mart 1921’de "Moskova" Andlaşmaları ile Doğu cephesindeki savaşlar sona erdirilmişti.

 

Üç ay süre ile sınırlı olan Başkomutanlık Kanunu, 229, 189 ve 160 sayılı Kanunlarl üçer ay daha uzatıldı. 20 Temmuz 1922’de 245 sayılı Kanunla da süresiz olarak Başkomutanlığa memur edildi. Bir yıl süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922’de Afyon Cephesinde Büyük Taarruzu başlattı. Dört gün devam eden muharebeler sonunda 30 Ağustos’taki bizzat yönettiği Başkomutan (Dumlupınar) meydan muharebesi ile Yunan ordusu sarılarak imha edildi. "Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri" komutası ile düşman İzmir istikametinde takip edilerek 9 Eylülde İzmir’e girildi. 10 Eylül’de İzmir Hemşehriliğine seçildi. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya mütarekesi ile yıllardır süregelen savaş sona erdi.

22 gün ve gece devam eden muharebeler sonunda Sakarya Zaferi gerçekleşti.
Bir yıl süren hazırlık döneminden sonra 26 Ağustos 1922'de Afyon Cephesinde Büyük Taarruzu başlattı.
11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya mütarekesi ile yıllardır süregelen savaş sona erdi. Mütareke'de Lozan'da bir barış konferansının yapılmasına karar verildi.
1/2 Kasım 1922'de verilen 308 sayılı kararla , TBMM'nin egemenlik hakkının gerçek temsilcisi olduğu, Misakı Milli sınırları içinde TBMM Hükümetinden başka bir hükümet şekli tanımadığı, Türkiye halkının kişi egemenliğine dayanan İstanbul Hükümetini 16 Mart 1920'den itibaren ve sonsuza dek tarihe intikal etmiş saydığını ilan etti.

 

Sadrazam Tevfik Paşa’nın yakında toplanacak Barış Konferansına Babıali ve Ankara heyetlerinin bir arada katılmasının uygun olacağını bildiren telgrafları, 30 Ekim 1922’de başkanlığında toplanan TBMM’de okunarak açılan görüşmede Sadrazamın, oğlu ile şahsına gönderdiği 17 Eylül 1922 tarihli mektuba "Teşkilatı Esasiye Kanunu ile şekil ve mahiyeti taayyün eden Türkiye Devletinin tarihi teessüsünden beri Türkiye mukadderatına vazıülyed ve bundan mesul yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti olduğu, cihanca malum ve hadisatı fiiliye ve muamelatı siyasiye ile müeyyet bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının ihraz eylediği muzafferiyeti katiyenin neticesi tabiiyesi olmak üzere vukuu kabil olan konferansta Türkiye yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından temsil olunur..." şeklinde cevap verdiğini ifade etti. Bu mektuptan ayrı olarak, Sadrazamın TBMM Başkanlığına gönderdiği aynı konuyu içeren telgrafının okunmasından sonra söz alan milletvekilleri, ifade ettiği cevap doğrultusunda konuşma yapmalarını müteakip, Başkan olarak verilen önergeleri oya koydu ve Rıza Nur Bey (Sinop) ve 80 arkadaşının "Osmanlı İmparatorluğuna son verilip Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin onun yerine geçtiğine, Teşkilatı Esasiye Kanunu ile egemenlik hakkı millette olduğundan İstanbul’daki Padişahlığın yok sayıldığına İstanbul’da meşru bir hükümet tanınmadığına ve Hilafet Makamının esir bulunduğu Yabancılar elinden kurtaılmasına" dair önerisi ad okunarak (2) red, (2) çekimser oya karşı (132) oyla kabul edildi. Ayrıca Barış Konferansına temsilci gönderilmesi konusunda telgraf yazanlarla mensup olduğu heyet Padişah haklarında kanuni işlem yapılmasına karar verildi. 1/2 Kasım 1922’de verilen 308 sayılı kararla da, TBMM’nin egemenlik hakkının gerçek temsilcisi olduğu, Misakı Milli sınırları içinde TBMM Hükümetinden başka bir hükümet şekli tanımadığı, Türkiye halkının kişi egemenliğine dayanan İstanbul Hükümetini 16 Mart 1920’den itibaren ve sonsuza dek tarihe intikal etmiş saydığını ilan etti. 4 Kasım’da Tevfik Paşa kabinesi görevden çekildi. İstanbul’un idaresine el konuldu. 18 Kasım’da Vahdettin’den hilafet alınarak Halifeliğe Abdülmecit Efendi seçildi.
BAŞA DÖN