|
Yöre
Mutfağı
Yaşanan hızlı
kentleşme süreci insanların beslenme biçimlerini de etkilemiştir. Yerel
ürünlere ve evde yapılan yiyeceklere dayalı beslenme kültürünün yerini
daha kolay olan hazır yiyecek türü almıştır.
Kırsal kesimde
kahvaltı genellikle “kuşluk vaktinde” yapılır. Sabahları hem geç hem de
kalorili yiyeceklerle güçlü beslenildiğinden (Tarhana ya da uğmaç çorbası,
pekmez, reçel, ceviz, süt, peynir), öğle yemeği pek yenmez. Akşam yemekleri
çorba, sebze, etli yiyecek ya da börek, makarna gibi unlu yiyeceklerden
oluşur.
Kırsal yerleşimlerde genel
olarak yapraklı sebzelere bakla; mutfak alanına aşevi, yiyeceklerin saklandığı
yere de “kiler, kilerlik” denir.
Yemekler
tüm aile bireyleriyle birarada aşevinde yenir. Yere “sofra bezi” serilir,
üstüne sofra (tahtadan yuvarlak ayaklı tabla) konur ve genellikle aynı
kaptan yenir.
Yöre mutfağında
ağırlık unlu (buğday ve mısır unu) mamullerden yapılan yemek türlerindedir.
Örneğin börek, su böreği, kabaklı börek (tatlı), bazlama, cizleme, gözleme
(Kdz.Ereğli ve Alaplı’da kabaklı gözleme), kömeç ekmeği, pide türleri
(Kdz.Ereğli), tarhana çorbası, uğmaç çorbası (buğday unundan sütlü, sütsüz,
naneli) göce çorbası (dövülmüş mısır kırıklarından) mısır unundan malay
ve tintiş çorbası hemen hemen ilin tüm yörelerinde bilinir.
Her türlü
mevsimlik sebzeden yapılan yiyecekler/yemekler yanında mancardan (kara
lahana) yapılan sulu yemekler ve sarma/dolma (üzerine yoğurt dökülerek);
sıcak yenen kıymalı,soğuk yenen zeytinyağlı ve Devrek yöresinde yapılan
cevizli mancar dolması/sarması yöreye özgü yemeklerdir.
Kdz.Ereğli’de
“Ereğli Pidesi”, Ereğli Keşi”, pide makarnası; Devrek’te asma yaprağından
küçük küçük sarılan, sıcak yenen etli yaprak sarması ve zeytinyağlı yaprak
sarması, cevizli ev makarnası, çörek, kömeç (cevizli ekmek), simit, kanlıca
ve sarı kız mantarından yapılan börek, kaz ciğeri ve yağından yapılan
börek, beyaz baklava, hoşmerim (hoş mülayim) saraylı kabak tatlısı; Beycuma’da
püryan (kuyu) kebabı; Çaycuma’da yoğurt (Özellikle manda yoğurdu), soğan
dolması, baaklalı mancar, Alaplı’da kiren çorbası, koltuk yemeği,kabak
gözlemesi,yedi türlü sebzeden yapılan mancar yemeği yöreyle özdeşleşmiş,
ünlenmiş yemeklerdir.
Zonguldak
ormanlarında belki dünyanın en lezzetli kestanesi “kuzu kestanesi” yetişmekte
olup, mevsiminde toplanan kestane suda haşlanarak “tuzlama” bütün olarak
fırında kavrulmasıyla “kavşak”, “çizilerek ateşte pişirilmesiyle kebap
(kömme) biçiminde değerlendirildiği gibi kurutularak da saklanır.
Ülkemizde
sadece Kdz.Ereğl'de yetişen Osmanlı Çileği, orman altı bitki örtüsü içinde
yer alan dağ çiçeği, kızılcık (kiren), kuşburnu, böğürtlen, fesleğen,
nane, defne, karayemiş, ahlat yöre mutfağında değişik kullanma biçimlerinde
değerlendirilmektedir.
YÖREYE
AİT BAZI YEMEKLERİN YAPILIŞI
Uğmaç
Çorbası
Malzemesi
: 6 kaşık un, 2 su bardağı kaynatılmış süt, 1 su bardağı su, tuz.
Yapılışı
:Un iki bardak su ile iyice ovulur. Tel tel dökülmesi sağlanır. Bir
bardak su, bir miktar tuz atılarak kaynatılır. Kaynamakta olan suya un
karıştırılarak atılır, pişinceye kadar kaynatılır. İçine süt ilave edilir,
tuzu kontrol edilir. Servis sıcak yapılır. İstenirse, üzerine ane serilebilir.
Cevizli
Dolma
Malzemesi
: 250 gr ceviz, 2 su bardağı bulgur, 1 adet büyük baş soğan, tuz,
karabiber, kimyon, maydanoz 1 fincan sıvı yağ, yatırım ekmek kaşığı salça.
Yapılışı
: Rendelenmiş soğan, yağda pembeleşinceye kadar kavrulur, salça konur.
Yatırım su bardağı su konularak kaynatılır. Kaynamış olan bu harç, bulgurun
üzerine dökülür ve kabarması beklenir. İçine dökülmüş ceviz, tuz, baharat
ve maydanoz konulup karıştırılır.
Yaprak
Sarma
Malzemesi
: 300 gr. Kıyma (koyun ve dana eti karışık) 1.5 su bardağı pirinç,
1 adet büyük baş soğan, tuz, karabiber, maydanoz, dere otu, yeteri kadar
margarin 2 adet domates ya da 1 çorba kaşığı salça, taze ya da salamura
üzüm yaprağı.
Yapılışı
: Soğan, domates (kabukları soyulmuş), dereotu, maydanoz küçük küçük
doğranır (kıyılır), içine kıyma,pirinç,tuz, karabiber ve yarım çay bardağı
sıvı yağ konur karıştırılır. Elde edilen dolma içi üzüm yaprağına sarılır.
Sarılan dolmaları, sarmaların parmak inceliğinde ve küçük olmasına özen
gösterilir. Tencereye ya da güvece yerleştirilen sarmaların üzerine harcan
suyu ve margarin konularak orta ateşte pişirilir. Pişen sarmaların üzerine
sarımsaklı yoğurt, yağda kızdırılan sos (salça, kırmızı biber) gezdirilerek
sıcak servis yapılır.
Malay
:
Ocakta kaynamakta
olan su tenceresine yavaş yavaş mısır unu katılır ve sürekli karıştırılır.
Elde edilen katı bulamaç yayvan kaplara kaşıkla küçük parçalar halinde
dökülür. Üzerine süt şeker, 8toz şeker) dövülmüş ceviz kızdırılmış tereyağ
ya da pekmez dökülerek tatlı malay; kıkırdak, dövülmüş ceviz, tereyağlı;
küçük parçalar halinde doğranmış kavrulmuş kazciğeri, kaz yağı dökülür.
Yörede ceviz bol olduğundan geçmişte cevizden elde edilen yağ ile tafta
(yağı çıkarılan ezilmiş dövülmüş ceviz kırıkları) malayın üstüne dökülürmüş.
Giyim,
Kuşam
Ekonomik
koşulların doğrudan belirlediği yaşam biçiminin sonucu yaygınlaşan hazır
giyim anlayışı geleneksel giyim kuşamı da temelinden sarsmış, değiştirmiştir.
Kırsal kesimde günlük dış giysi genellikle basma, pazen divitin; İç giysiler
ise evlerde dokunan keten (Kdz.Ereğli’de elpek bezi, Çaycuma’da pelemet
bezi) ya da pamukludandır. Başa önce fes giyilir, fes üstüne oyalı yemeni
(abacuk) üzerine de tülbent (yazma) bağlanır. Çevresi metal pullu, renkli
boncuklu, oyalı olan tülbentlere “atça”, sarı, yeşil renkli dallı pullu
olanlara da “çatkı” denir.
Gömlek adı
verilen ve dizlere kadar uzanan iç giysi sıfır yaka, önden düğmeli, uzun
loşudur. Gömleklerin yaka, kol ağızları ve önleri dantelle süslüdür. Özel
günlerde üstü sim işlemeli “telli yelek”, “kutnu yelek” (ipekle karışık
pamuklu kumaş) giyilirdi. İpekli kumaşa sırma ile işlenmiş cekete benzer
yelek olan “kapale” ile “ustufa” geleneksel kadın giysilerinin özgün biçimlerindendir.
Ustufaların içi pamuk astarlı olup, kol ağızları, yakası dantelli ve önü
boydan boya açıktır. Ustufa ve kapalenin bir başka türü olan çitare adlı
yelekler de, kırsal kesimde kullanılan yaygın bir giyim örneğidir. Güllü
kutnu, kutnu çitare, yalancı çitare, zenne (kışın giyilen uzun kollu)
bilinen çitare türleridir. Yeleklerin çevresi, kol ağızları siyah şeritli
(kaytan), bilinen çitare türleridir. Yeleklerin çevresi, kol ağızları
siyah şeritli (kaytan), yakaları “harç, divdik, çıkartma, gibi adları
olan işlemelerle süslüdür. Yeleğin üzerine “acemşal” denen büyük kuşak
sarılır. Genç kızlar kuşağı önden, diğerleri arkadan bağlar. Gömleğin
altına pijema biçimi don giyilir. Süslü olanlara “çözme don”, kırmızı
ve beyaz bezden parçalı olana “al don denir.
Günlük yaşamda
pazen ya da divitinden dikilmiş pijema üstüne, koyu renkli kumaştan bol
etek, üzerine ya da gömlek-yelek ya da entari giyilir. Çarşaf, yörede
pek kullanılmaz; yerine tülbent, yazma, yemeni, (desenli, desensiz, kenarları
oyalı, oyasız) atkı, poğ kullanılır.
Kadınlar
ve erkekler ayaklarına kendi ördükleri çorap; ayakkabı olarak da manda
derisinden yapılmış “çırak” giyerler. Kadın çorapları beyaz zemin üzerine
renkli işlemeli-renkli motiflerle süslü ya da renksiz motiflidir.
Erkekler
yakasız, sık düğmeli mintan (göynek) üzerine yelek, kalın ceket (aba),
altına “pamtur” ya da “zıbka”, ayağa da “çapula” giyerlerdi.
Evlenme
Gelenekleri
Görücülük,
başlık parası (ağırlık) gibi geçmiş dönemin uygulamaları, günümüzde kırsal
kesimde bile önemini yitirmiştir.
Bayram, hıdrellez,
nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik
kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa, taraflar arasında başlayan
görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini
(ipek mendil) kız evine götürür ve iki aile nişan gününü kararlaştırır.
Kız evinde
yapılan nişan töreninde nişan yüzüğü ve takılar takılır. Ertesi gün, kız
evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı
tarafa gönderilir. Düğünlerin organizasyonunu gerçekleştirecek “düğüncü
kadın” belirlenir; çağrı, davetiye (okuma) ve düğün yemeği hazırlığı kız
evinin görevidir. Düğüne çağrılanlara tavuk verilmesi eski bir gelenektir.
Düğün genellikle
pazartesi ya da Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine
para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü
gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası düzülür.
Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir.
Geç saatte eğlenceye ara verilir. Odaya bir elinde yastık bir elinde kına
tepsisi alanbir kadın, arkasında da iki kişi eşliğinde yüzü örtülü gelin
gelir. Odadakiler “gelin indirme ezgisini” okuyarak, gelini bir yastığa
oturturlar, gelinin avucuna kına ve para basarlar. Maniler söylenir.,
ezgiler okunur ve gelin oynatılır. Gece yarısı olunca eve börek yemek
üzere güvey ve arkadaşları gelir; yemekli, içkili eğlence başlar. Kız
evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir. Ertesi gün
güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider.
Düğün sabahı
geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline “baş
sıkma” denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören “çocuk sahibi, kocası sağ”
bir kadın gelinin başını “oğlan versin, kız çıkarsın” sözleriyle bağlar
ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki
ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının
altına sürer. Peşinden adına “güvey önlüğü” denilen bir tepsi baklava
gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.
Düğün evinde
eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi
sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde
bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey “görümlük”
denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin
de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin,
gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan “paçalık” denen giysiyi giyer.
Düğünü izleyen hafta sonunda gelinle güvey kız evine el öpmeye gider.
Halk Müziði
ve Araçlarý, Ezgiler, Maniler, Halk Oyunlarý
Zonguldak yÖresi davul
ve köçek oyunları yönden oldukça zengindir. Geçmişte davulcuların omuzlarına
astıkları çift davulla oynadıkları söylenir. Göbekleşmeme, kaşık zil gibi
ayrık düzen oyunları; bağlama, tanbura, cura kemane (tırnak kemanesi),
çiftelli, zurna, kaval (dilli, dilsiz), tef, darbuka, zil, kaşık, zilli
maşa, tangurdak (koyun çanlarından yapılan çalgı) eşliğinde oynanırdı.
Erkek oyunlarının yok denecek kadar
az, parayla tutulan köçeklerin (meyter) ve köçek oyunlarının yaygın olmasının
nedeni, erkeğin köyünden ayrı bir işyerinde (kömür ocaklarında) çok ağır
koşullarda çalışması,Köyüne izinli gelen erkek eğlenme, oyun gereksinimini
parayla köçek yutarak ve onu izleyerek giderir. Bu nedenle yörede köçek
ve kadın oyunları yaygındır. Kadın oyunları giysisi, ritme ve ezgisiyle
kadının zerafetini, hareketliğini, canlılığını simgeler, öne çıkarır.
Çaycuma'da Aman Of, Döktürü Muazzez; Maça Kızı, Biriciksin; Devrek'te
Dirgine, Topal Osman; Kdz.Ereğli'de Kestaneci Köyü, Eğrice Meşe; Alaplı'da
Sömsöm Yavrum, Kabtaşın Altı Bayır yöreye ait ezgi ve oyunlardır.
Söylenceler
Altın
Post ve Madencilik Kültürü
Mitolojide
Altın Post söylencesi olarak geçen, serüveni gerçekleştiren Argonautlar
(Argo Gemisinde bulunan kahraman, yarı tanrı Herkül/Herküles), Cehenmenağzı
Mağaraları’nı bekleyen canavar köpek Kerberus’u etkisiz hale getirince,
“Marıandyn” olan kent adı şükran borcu olarak “Herakleia” biçiminde değişir,
Herakleia Pontike (Karadeniz Herakleia’sı) olur.
Tanrı Zeus
tarafından insanlar üzerine egemenlik kuracağı sözü verilen Herkül (Herkules),
insanın doğaya karşı yenilmez dayanma ve saldırma gücünü simgeleyen bir
yarı tanrıdır.
Doğanın insanların
üzerine saldığı kötülük, tehlike ve afetleri yok ederek insanlığa hizmet
eden Herkül, bu yönüyle de kahramandır. Pek çok serüvene katılan en güç
olanı Cehennemağzı Mağaraların’nda (Akheron Mağaraları) geçer. Hiç bir
ölümlünün girip geri gelmediği yeraltı dünyasına (Yeraltı tanrısı Hades’in
evi) tanrı Hermes ve tanrı Athena’nın yardımlarıyla inen Herakles, cehennem
köpeği Kerberus’u (üç kimi anlatımlara göre elli ya da yüzbaşlı, yılan
kuyruklu canavar) yeryüzüne kral Eurytheus’un huzuruna çıkarır. Canavarı
gören kralın ödü patlar, Herakles de köpeği Hades’in ülkesine geri götürür.
Altın Post
serüveni tarihçi Ksenophon’un Onbinlerce Dönüşü, Homeros’un Odysseia,
Hesiodos’un Theogonia adlı yapıtlarına ve Rodoslu ozan Apolyonus’un dizelerine
konu olmuştur. Altın Post olayından (Altın post, suyla birlikte akan altın
taneciklerinin postun kıl diplerine takılması, sonradan toplanmasıdır.
Madencilikte kullanılan gravimetrik zenginleştirmenin ilkel aygıtı, yöntemidir.)
Binlerce yıl sonra yörede kömürün bulunması; yer altında Herakles’in canavar
Kerberus’la mücadelesini zamanımızda maden işçisinin vermesi mitolojik
olaylarla İlin doğası, doğayla insanın savaşımını konu alan söylencelere
yol açmıştır.
Uzun
Mehmet
Sanayi devriminden
sonra önem kazanan kömür; Osmanlı padişahı II.Mahmut’un “Memalik-i Şahane
dahilinde siyah taşın taharrisi” adlı fermanıyla ülkemiz, İlimiz gündemine
girmiştir.
Kdz.Ereğli’nin
kestaneci Köyünden olan Uzun Mehmet askerlik iznini kullanmak üzere köyüne
gelir. Askerdeyken gördüğü kömürü yöresinde aramaya başlar. Buğday öğütmek
için gittiği değirmenin (Kdz.Ereğli, Köesağzı Mevki, Neyren/Niyren Deresi
dolayları) su kanallarında yuvarlanan siyah taşları görür ve bunları değirmen
ateşine atarak yanıp yanmadığını dener. Karataş’ın yandığını görünce hem
kendi hem de yöresinin yazgısını değiştirecek yanartaşları çuvallayıp
ihsanını almak üzere İstanbul’a hareket eder. Saraydan ihsanını (5000
kuruşluk ödül ve ölünceye dek 500 kuruş aylık) aldıktan sonra, kendisini
kıskanan ve ödülünü çalmak isteyen, Kdz.Ereğli Kaymakamı Müstelzim Hacı
İsmail Ağa tarafından birhanda kahvesine zehir katılarak öldürülür. Uzun
Mehmet, kömürle, Zonguldak’la özdeşleşmiş; adına anıt, park yaptırılmış,
kimi üretim tesislerine adlı konmuş ve ülkemiz yeraltı işçiliğinin simgesi
olmuş bir isimdir.
Demirci
Dede
Bu söylence
Çeştepe’deki yatırla (ziyaret yeri) ilgilidir. Demirci Dede Çeştepe köyünün
tek demircisidir. Yaşlı, çalışkan, herkesin işini gören, bu sevecen demirci
ustası bir gün hastalanır, yatağa düşer. Başına toplanan köylülür” bizi
bırakıp gitme, gidersen demir aletlerimizin kim yapacak, kim onaracak”
diye sızlanırlar. Dede de “Ben sizlerden ayrılıyorum, Yaradanıma kavuşuyorum.
Ama sizlerle berbaberim. İleriniz aksamayacak ve aşınızı demirden çıkaracaksınız”
der,gözlerini yumar. Yıllar sonra Kdz.Ereğli İlçsesine demir-çelik fabrikası
kurulur.
Demirci Dede
öldükten sonra, halk mezarını onarırıken, kırılan bir kazmanın ertesi
gün yenilendiğini görür. Bundan sonra köylüler arasında Demirci Dede’nin
ruhuna, fatiha okuyup, dua ederek gömüte (mezar) bırakılan araçların ertesi
gün onarılmış, bilenmiş (kesinleştirilmiş) olarak bulunacağı inancı yaygınlaşır.
El
Sanatları
Madencilik
dokumacılık ve ağaç işlemeciliği yöreye özgü iş kollarıdır. M.Ö. 1200’lü
yıllarda bölgeye (Paflagonya) yerkeşen Frigler, Sandrakhe olarak bilinen,
kırmızı zırnık (kırmızı, turuncu renkli sülfür minaralli, realgar) adlı
madeni işleyerek boya, ilaç olarak kullanmışlardır. Kaynaklarda Sandrake
olarak geçen Zonguldak Deresi, bu adı söz konusu mineralin adından almıştır.
Ağaç oyma işçiliğinde de yetkin olan Friglerin dokuma ürünleri, tarihsel
metinlere konu olmuştur. Böylesi bir geçmişi olan dokumacılık, ağaç işçiliği,
ilin hemen hemen her köşesinde görülen el sanatı olmasına karşın; tekstil
ve konfeksiyonun gelişmesi, insana yönelik dokuma ürünlerini elpek, pelemet
bezi, çözme bez, kepre dokuma); hayvan gücü yerine motorlu taşıtların
yaşam içersinde yer alması, hayvana yönelik ürünlerin (semer, heybe, at
çulu, koşum takımları, kolon, yem torbası.) dokunmasını olumsuz etkilemiştir.
Kdz.Ereğli’de “elpek” Çaycuma’da “pelemet”
diğer yerleşim birimlerinde de “çözme bez” olarak bilinen yerel dokuma,
“düzen” adlı el tezgahlarında keten ve pamuk ipliği ile dokunurdu. İç
giyimde kullanılan bu bez yazın serin kışın da vücut ısısını tutmasıyla
ünlüdür. Günümüzde yöresel nakışlarla süslenerek yelek, bluz, çanta ve
hediyelik eşya biçiminde değerlendirilmektedir.
İnce olarak
dokunan bezler başörtüsü (yazma, yemeni); kalın ve desenli yollu olan
bezler (alacalı bez) sofra, kerevet (sedir) örtüsü ve döşemelik; mavi
boyalı (gök bez) bez erkek pantolonu;çite bezi de kadın şalvarı (dizlik)
olarak kullanılan yaygın dokuma ürünleridir.
Kız çeyizi,
yağlık, kuşak peşkir gibi dokumalarda görülen Zonguldak yöresi nakışları
(18. Ve 19. Yüzyıl), nakış bezi (ham ipek, keten), nakış türü (Türk işi,
hesap işi), nakış tekniği (Muşabak, düz ve verev iğne, pesent, güzeme,
kesme ajur, tel kırma altın simle yapılan balık sırtı verev) kullanılan
renk, boya (kök boya, kadın saçı) vemotif yönünden üstün özellikler taşır.
Zonguldak,
Bartın, Karabük (Safranbolu, Eflani, Ulus) İlleri yöresinin karakteristik
bir nakış tekniği olan “tel kırma” işi günümüzde de sürdürülmektedir.
Herhangi bir bez üzerine “kırma teli” adı verilen malzeme ve özel aletle
işlenir. Başörtüsü ve kadın üst dış giyiminde süsleme olarak kullanılır.
Alaplı, Gümeli
yöresinde yaşamakta olan yayla geleneği nedeniyle el tezgahlarında kolon
ve benzeri ürünler dokunmaktadır.
Ayrıca ceviz
ağacından çeyiz sandığı; evlerde ocakların üstü ve iki yanında yeralan
gömme dolap, raf (gözgere), kapı, tavanlardaki ağaç işçiliği, kaşık, hamur
tekkesi, takunya (nalın), üretimde kullandığı araçlar ve Kdz.Ereğli, Alaplı’da
tekne (sandal) yapımı yöredeki ağaç işçiliği örnekleridir.
Türkiye Taşkömürü
Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK) atölyelerinde madenci heykeli ve rölyefi,
madenci feneri, masa üstü isimlik, maket kömür vagonu gibi üretim kültürünü
yansıtan hediyelik eşyalar, gemi modelistlerinin maket gemileri yörenin
el sanatları ürünlerindendir.
Bastonculuk
Mısır’da İngilizlere esir düşen Devrekli
marangoz ustası Ali Ziya efendi, İngilizlerden öğrendiği bastonu Devrek’te
yapmaya başlar. Aziz Salman Usta, Münteka Çelebi Usta ve diğer ustaların
gayretleriyle gelişen bastonculuk Devrek’le özdeş olur.
Klasik Devrek
Bastonu, el sanatı ürünüdür. Gövdesi kızılcık, sapı ceviz ağacı olup,
gövdesinde başları sap kısmına doğru dolanmış iki yılan motifi bulunur.
Günümüzde
değişik biçim ve malzemeden yapılmış, sapları ve gövdesinde boya, gümüş,
sedef, bakır işlemeli motifler bulunan bastonlar yapılmaktadır.
|